Teşviğin Süresi Uzatılmalı

Halihazırda güçlü bir teşvik sisteminin yürürlükte olduğunu söyleyen Kalkınma Bakanı Yılmaz, “Yatırımları destekleyici mahiyette yüksek oranlı teşvik sürelerinin uzatılmasında fayda var” dedi ANKARA – Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, yatırım...
teşvik

Halihazırda güçlü bir teşvik sisteminin yürürlükte olduğunu söyleyen Kalkınma Bakanı Yılmaz, “Yatırımları destekleyici mahiyette yüksek oranlı teşvik sürelerinin uzatılmasında fayda var” dedi

ANKARA – Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, yatırım katkı oranı, vergi indirimi ve sigorta primi işveren hissesi destek süresindeki ek avantajların süresinin uzatılabileceğini söyledi. “Yeni Ekonomi Bakanımızın bu konuda çalıştığını düşünüyorum” diyen Cevdet Yılmaz, kendi görüşünün bu ek avantajlı uygulamanın süresinin uzatılması yönünde olduğunu, konunun gecikmeden Ekonomi Koordinasyon Kurulu ve Bakanlar Kurulu’nda görüşülmesi görüşünü taşıdığını belirtti.

Cevdet Yılmaz, son dönem yaşanan siyasi gerginliğin dönemsel etkilerinin görüleceğini ancak Türkiye’nin istikrarını kaybetmemesi durumunda sürekli olmayacağı görüşünü dile getirirken, kamuda performans denetimini içeren yeni bir yaklaşımın da benimsenmesi gerektiğini, Kalkınma Bakanlığı ya da Başbakanlık bünyesinde böyle bir idari yapılanmanın gerçekleştirilebileceğini vurguladı.

Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Cevdet Yılmaz, Ankara Temsilcimiz Barış F. Parlak, Ankara Haber Müdürümüz Hüseyin Gökçe ve Muhabirimiz Mehmet Kaya’nın sorularını yanıtladı.

>  Son dönemde yaşanan yolsuzluk soruşturmaları ve ardından başlayan siyasi çalkantıların etkilerini değerlendirebilir misiniz. Olumsuz bir sürecin başlayacağını düşünüyor musunuz?

Ekonomi diğer alanlardan izole değil. Bu anlamda ekonomiyi olumlu veya olumsuz, diğer alanlarda meydana gelen olaylar etkiliyor. Hukukla ekonomi arasında güçlü bir ilişki var. İyi, sağlıklı işleyen bir hukuk, adalet düzeni ekonomi açısından da son derece önemli.
Hukukun siyasi birtakım hedefler için araç olarak kullanılmaması lazım. İdarede, siyasette yanlışlar, eksikler olabilir, bunlar adalete gider. Seçimlere gider, seçimlerde vatandaş hesabını sorar ancak yargı ve hukuk içinde birtakım eksiklikler olduğu zaman bu ekonomi açısından çok daha riskli bir durum.

Son tartışmalardan bir kez daha görmüş olduk diye düşünüyorum. Türkiye’nin Anayasa’dan başlayarak mutlaka hukuki çerçevesini daha da güçlendirmesi lazım, başlamış olan yargı reformunu öncelikli olarak ele alması, tamamlaması lazım.  2023 hedeflerine ulaşacaksanız, dünyadan daha fazla sermaye çekecekseniz mutlaka iyi işleyen bir hukuk düzeni olması gerekiyor.

Maalesef son dönemde bir savcımızın sokakta bildiri gibi doküman dağıttığını gördük. Bu Türkiye açısından hoş bir manzara değil. Bunları görünce birçok insanda adalet mekanizması siyasi bir takım hedefler elde etmek için araç olarak kullanılıyor gibi izlenim oluşuyor. Bu hem hukuk, hem de ekonomik açısıdan son derece olumsuz bir durum. Türkiye’nin bir an önce bu manzaraları geride bırakması lazım. İktidarıyla muhalefetiyle, sivil toplumuyla, iş dünyasıyla Türkiye daha iyi işleyen, daha farklı siyasi tartışmaların konusu olmayan yargı-hukuk düzenini yerleştirmek zorunda. Sadece ekonomik perspektifle bile baksanız bunu net biçimde söylemek mümkün.

>  Kısa vadede başlanılan büyük projelerin finansman bulmakta zorlanacağı endişelerine katılıyor musunuz?

Son yaşadığımız olayların bence en büyük olumsuz etkilerinden biri bu. Bakıyorsunuz yargıda gündeme getirilen isimler, bir takım önemli projelerle ilgili iş adamlarımız. Üçüncü havalimanı, üçüncü köprü vs. gibi Türkiye’nin kalkınması açısından kritik projeler. Bunların hızlı biçimde yürümesi gerekiyor. 3. Havalimanı bittiği zaman sadece Türkiye’ye değil, bölgeye hizmet edecek. Çok da iyi koşullarda ihale edildi. Maalesef son hadiselerde bu yatırımlarla ilgili şirketlerin, iş adamlarımızın gündeme gelmesi acaba bu yatırımlarımızın finansmanında sıkıntılar oluşur mu gibi bir endişe doğurdu. Temennimiz projeler için gerekli finansmanın bulunması.  Türkiye’de her kesimin siyasetin, hukukun, iş dünyasının saygınlığını korumalıyız. Türkiye’de yatırımların yüzde 80’ini özel sektör yapıyor. Özel sektörde tedirginlikler oluşturursak bu yatırımlarımızı vurur, kalkınmamızı geciktirir. Yanlış yapanlar, yanlış yapılan işlemler varsa noktasal olarak müdahaleler yapılır. Geniş camiaları zan altında bırakacak birtakım hadiselerin de özel sektör yatırımlarını ve kalkınmamızı olumsuz etkileyeceği açık. İnşallah kısa süre içinde bunlar dağılır. Projelerimizi gerçekleştiririz. Türkiye yeniden tüm dünyaya güçlü bir demokrasi ve geleceği parlak bir ülke olduğunu gösterecektir. Bu da Türkiye’nin daha fazla finansmana erişimi açısından kritik bir unsur diye düşünüyorum.

>  Finansman için kamu devreye girebilir mi?

Spesifik anlamda belirli projelerin durumu ne olur bilemiyorum. Türkiye’nin bu sorunları aşabileceğini düşünüyorum. Dünyada finansman kıtlığı yok, hala fazla var. Nereye gideceğini kestiremeyen, güvenli ortam arayan finansman var. En kritik unsur güven ortamını tesis etmek. FED’in kararlarına rağmen bunu söylüyorum. Dünyada trilyonlarca dolar karlı projeler arayan kaynak sözkonusu. Önemli olan ülkenizi cazip hale getirmeniz.

>  Teşvik kararnamesinde, gelir-kurumlar vergisi, yatırım katkı oranı ve sigorta primi unsurlarına verilen ek avantajın süresi bitti. Uzatılması talepleri var, siz ne düşünüyorsunuz?

Bu haliyle de güçlü bir teşvik sistemi yürürlükte.  Bu ortamda yatırımlarımızı destekleyici mahiyette yüksek oranların devamı sözkonusu olabilir mi? Bence olmasında fayda var. Kalkınma açısından baktığımda dünyadaki küresel kriz ortamında yatırımlarımızı daha fazla desteklememiz gerektiğine, biraz daha sürenin artırılması gerektiğine inanıyorum. Bu hükümet düzeyinde kararlaştırılacak meseleler ama bunları ele alırız ve gereğini Ekonomi Koordinasyon Kurulu ile Bakanlar Kurulu’nda yaparız diye düşünüyorum.  Şu an itibariyle süre vermem doğru olmaz ama fazla beklememesi gerekir. Yeni Ekonomi Bakanımız atandı, eminimin o da şu anda bu konularla ilgileniyordur. Kısa süre içinde bu konuların netleşeceğini düşünüyorum.

> Yüzde 5 olan potansiyel büyüme hızımızın yeniden hesaplanması gerektiği ve düştüğü yönünde görüşler var. Sizce de potansiyel büyüme hızımız düştü mü?

Türkiye’nin potansiyel büyüme hızı yine eskisi gibi devam ediyor. Potansiyel büyümemizi en fazla etkileyen unsurlar dan makro ekonomik temellerimizde Türkiye sağlam. Diğer yönden fiziki ve beşeri altyapıya yaptığımız yatırımlar. Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması ve eğitim yatırımlarıyla aşağıdan gelen nesil 14-15 yıl örgün eğitimde kalmış olacak. Türkiye işgücü piyasalarına daha fazla insanı dahil ediyor, kadınlar başta olmak üzere. Her yıl işgücüne katılma oranı 1 puan arttı. Ar-Ge yatırımları yükseldi ve yükselmeye devam edecek. Siyasi tartışmaların konjonktürel etkileri özellikle finansal alanda olur ama orta ve uzun vadede söylediklerim daha önemli. Türkiye bu anlamda potansiyel büyümesini revize etmek durumunda olan bir ülke değil. Belli bir dönem sonra siyasi tartışmaları geride bırakacağız Türkiye yoluna devam edecektir.

> Kalkınma Bakanlığı planlamanın merkezi. Kamu kurumları da stratejik planlar, eylem planları hazırlıyor ama ne ölçüde başarı sağlandığı görülemiyor. Burada bir eksiklik yok mu?

İzleme-değerlendirme mekanizmasında bir eksiklikten söz edilebilir. Stratejik plan, eylem planları 5018 sayılı Kanunun getirdiği en önemli yeniliklerden biri. Fakat bunun bir performans programına dönüşmesi, performansın da izlenmesi değerlendirmesi gerekiyor. Bizim sistemimizde bu unsur biraz Sayıştay’dan biraz bekleniyor. Bence Sayıştay’ın tam konusu değil. Bizim, Başbakanlığımızın bu konuyu düşünmesi gerekiyor.  Müfettişlikten, hukuka uygunluk denetiminden bahsetmiyorum. Kurumun koyduğu strateji ve hedefler var. Bunlara ulaştı mı ulaşmadı mı? Ulaşamadı ise neden ulaşamadı. Kaynakları etkili ve verimli kullanabildi mi? Bu konular üzerinde daha fazla durmamız gerekiyor. Bugüne kadar iyi planlar hazırlamaya odaklandık ve belli bir yere geldik. Bundan sonra performans programlarını daha fazla geliştirmemiz gerekiyor.  Konuyu yanlış şekillerde tartıştık. Sayıştay tartışmalarında bir noktada yadırgadım. Performans denetiminde işin hukuki sonucu olmaz. Performansını ölçersiniz, gerçekten verimli çalışıp çalışmadığını ölçersiniz. Diğer unsur bunu rastgele yapamazsınız. Ben sizin hakkınızda kendimce başarı kriteri koyup ölçemem. Sizin kendiniz için koyduğunuz kriterler neyse, o kriterlere göre performansınızın iyi olup olmadığını ölçerim. Burada Kalkınma Bakanlığı olur, Başbakanlık olur, idarenin kendi içinde bir birim oluşturup izlememiz mümkün. Bu da bir alternatif. Uzmanlığı olan şirketlere yaptırabilirsiniz. Bu kurumsal kapasiteyi artırma meselesi.

> AB fonlarında, hibe programlarında teknik yardım-desteklerin çok fazla maliyet oluşturduğu görüşleri de var. Siz ne düşünüyorsunuz?

AB işlerinde, teknik yardım, teknik destek altında büyük kaynaklar kullanılıyor. Bunun faydaları da var, iyi proje ve plan yapmak güzel bir şey ama ben de bazen abartıldığını düşünüyorum. Kalkınma Ajansları nasıl proje hazırlanacağı konusunda Anadolu’da sessiz bir devrim yapıyor. İnsanlar öğrendikçe proje hazırlama maliyetleri de düşecektir. Projesi kabul edilmezse, bir fondan yararlanamazsa, bir başka fondan yararlanıyor. Kalkınma Ajansları olmasa bazı AB fonlarında kaynaklar yanıp geri gidecekti. Bazı projelerde Kalkınma Ajansları ilgili kurumlarla devreye girip fonların kullanılmasını sağladılar. Proje desteği verdiler, ciddi miktarda fon kullanıldı.

‘2013’ü yüzde 4 büyümeyle kapatacağız’

Dünya ekonomisindeki belirsizlik devam ediyor. Avrupa ve ABD’de nispi bir toparlanma gelişmekte olan ülkeleri dahi etkisi altına alan, oralardaki olumlu tabloyu bir miktar değiştiren bir durum görüyoruz. FED’in kararları epeydir tartışılıyor.
Buna karşılık, Türkiye’de ekonomimizin makro temelleri sağlam. İçerde-dışarda bunca olumsuzluğa Ortadoğu’daki karmaşa, temel pazarımız olan Avrupa’daki sıkıntılara rağmen, 2013’ü yüzde 4 dolayında bir büyümeyle kapatacağız. Yüzde 3,6 OVP tahmininin biraz üzerinde olacağı kesin. Dünyada ekonomik şartların iyileştiğini, özellikle AB’nin biraz daha olumlu olduğunu düşünün Ortadoğu’da suların durulduğunu, içerde seçim süreçlerini atlattığımızı düşünün. Türkiye’nin önü çok çok açık. Yerel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci elbette siyasi tartışmalar yaşayacağız. Bütün demokrasilerde bu normal. İktidar muhalefet siyasi rekabet olacak, bunun getirdiği tartışmalar yaşayacağız.
İki tane seçim olmasına rağmen Türkiye mali disiplinden fedakarlık yapmadı. Popülizme kaymayan bir bütçe hazırladık. Türkiye bu nedenle dünyadaki birçok ülkeden ayrışıyor. Krize rağmen borçların milli gelire oranı düştü. İnanıyorum ki bu yaşadığımız tartışmalar konjonktürel etkiler oluşturacak ancak kısa süre sonra normalleşmeye gideceğiz. Demokrasimiz bu yıl iyi bir sınavdan geçecek. Seçimlerimizi gerçekleştireceğiz ve Türkiye bütün dünyaya demokratik ortamda hızla kalkınan bir ülke olarak kendisini ispat edecek diye düşünüyorum.

‘Artık, yeni bir GAP var’

Klasik anlamda tanımlanan GAP bitme aşamasında ama klasik GAP kalmadı, yeni bir GAP var. Klasik GAP tanımından bize kalan 2 proje var. Bu projelerin bitimiyle klasik anlamda GAP bitecek. İlki Silvan Barajı. 240 bin hektar alanı sulayacak.  Yüzde 20’ler dolayında gerçekleşmesi var. Tamamen bitmesi 4-5 yıl sürecek. Alt barajları, kanal ve sulama sistemleri var. 200 binden fazla istihdam oluşturacak. Sulama ayağı Silvan Barajı ile bitecek. Sulamada Cizre barajı da var ama o Ilısu Barajı bitince hayata geçebilecek.
Enerji boyutu ise büyük oranda bitti. Kritik eşik Ilısu Barajı, fiziki gerçekleşmesi yarıyı geçti. Büyük oranda önümüzdeki dönemde 1-2 yılda bitecek. Ilısu ile yüzde 90 tamamlanmış olacak, sonrası ufak-tefek projeler. Yeni bir GAP projemiz var. Bu yönüyle de GAP’ın hiçbir zaman bitmemesi gerekiyor çünkü kalkınma süreci bitmez. GAP’ta eğitime, sağlığa tarımsal potansiyelimizi sanayiye dönüştürmeye, turizm değerlerini geliştirmye, güneş enerjisi ve alternatif enerji potansiyellerini geliştirmeye, iyi şehirleşmeye yoğunlaşacağız.

Bakan Yılmaz’ın dikkat çektikleri

Ferit B.PARLAK

Yatırım kararları tüm dünyada beklentilere göre alınıyor ve o yatırımlar bilimsel verilerin ışığında yapılan tahminlere göre planlanıyor… Plansızlık nedeniyle eğitim, sağlık, adalet, üretim gibi geleceği şekillendirecek can alıcı konularda dahi günü kurtaracak adımlardan ileriye gidemediğimizi yakın tarih anlatıyor…

10, 20, 50 hatta 100 yıllık plan yapıp, o plana göre oluşturulan kurallar ve uygulamalarla gelişen ülkeler ise ‘model’ olarak önümüzde duruyor… Son on yılda bazı hedeflerde sapmalar yaşasak da, orta vadeli planlar yapar hale geldiğimizi ve bu yapının yatırımları olumlu etkilediği biliniyor…

Son dönemde yaşadığımız siyasi gelişmeler ise reel sektör cephesinde olumsuz beklentilere ve tahminlere yol açıp, yatırım kararlarını etkiliyor. Bakan Yılmaz ile yaptığımız sohbette, “Yaşanılanlar, atılacak/atılması gereken adımları hızlandırır, sonuçta Türkiye kazanır” şeklindeki tespiti ise beklentileri olumluya çevirebilecek bir cümle olarak öne çıkıyor.

 

Kaynak: http://www.dunya.com/yuksek-oranli-tesvigin-suresi-uzatilmali-214265h.htm

Kategoriler
EkonomiGüncelSosyal GüvenlikVergi
Yorum Yok

Yazıya Yorum Yapın

*

*

SON YAZILANLAR