Ülkeler arası vergi rekabetine ülkemiz de katılmalı

Gerek ABD’nin FATCA kuralları, gerekse OECD bazlı BEPS ve Otomatik Bilgi Değişimi uygulamaları, ülkeleri, kurumlar vergisi oranlarında indirime giderek uluslararası sermayeye cazip görünme yarışına itmiştir. Ülkemizin de bu duruma...

Gerek ABD’nin FATCA kuralları, gerekse OECD bazlı BEPS ve Otomatik Bilgi Değişimi uygulamaları, ülkeleri, kurumlar vergisi oranlarında indirime giderek uluslararası sermayeye cazip görünme yarışına itmiştir. Ülkemizin de bu duruma göre pozisyon almasında fayda görmekteyim.

Değerli okuyucularım bu yazımda doğrudan yabancı sermaye ve kurumlar vergisi ilişkisi üzerine olan değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımı üretim faaliyeti amaçlı olduğunda genellikle uzun süreli olarak gerçekleşir. Yatırım yapılacak ülke seçiminde temel bazı kriterler söz konusudur. Bu kriterler arasında, genel olarak, hukuk sisteminin gelişmişliği, söz konusu ülkede kuvvetler ayrılığı uygulamaları, ekonomik istikrar, finansal sistemin liberal yapısı, altyapının gelişmiş olması, bürokratik işlemlerin azlığı, pazarın büyüklüğü ve niteliği, vergi avantajları, söz konusu ülkede uygulanan teşvik ve kolaylıklar en önde gelenlerdir. Vergi, yukarıda saydığım kriterler arasında özellikle son zamanlarda gittikçe daha önemli bir hale gelmektedir. Özellikle yatırım yapılacak ülkede uygulanan vergi sisteminin öngörülebilir ve şeffaf olması, yatırımcılar yönünden, yatırım yapılabilir ülke seçiminde önemli bir güvence sağladığı için öncelikli yer tutmaktadır. Eğer öngörülebilir ve şeffaf bir vergi ortamı varsa, yabancı yatırımcı, uzun süreli yatırım yapması nedeniyle bir adım daha giderek, o ülkede kurumlar vergisi oranının düşük olup olmadığına bakar.

Bildiğiniz üzere şu anda uygulanmakta olan Kurumlar Vergisi Kanunu 2006 yılında yapılan bir reform ile yeniden düzenlenmiş, kanun maddeleri daha sade ve anlaşılabilir hale getirilmiştir. Bu çerçevede yapılan önemli bir değişiklik de kurumlar vergisi oranının yüzde 35’ten yüzde 20’ye indirilmesidir. Kurumlar vergisi oranında yapılan bu indirim, o dönem dünyanın içinde bulunduğu ekonomik şartlara göre, dikkate değer bir indirimdi. Ancak aradan geçen süre zarfında dünya ekonomisinde yaşanan gelişmeler, kurumlar vergisi oranının tekrar gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

2008 yılında dünya çapında yaşanan ekonomik çöküntü ve arkasından ekonominin ayağa kaldırılması için ABD Merkez Bankası’nca başlatılan parasal genişleme, bu sürecin tamamlanmasıyla faizlerin artırılması evresine geçilmesi, ekonominin ne kadar dinamik ve değişken olduğunu bize göstermektedir. İşte ekonomik alanda yaşanan tüm bu gelişmeler ülkeleri vergi oranları üzerinde tekrar düşünmeye ve yabancı sermayeyi daha çok cezbedecek düzenlemeler yapmaya itmektedir.

2008 yılındaki ekonomik kriz, uluslararası anlamda, vergi kaçakçılığı ile mücadele ve vergi anlaşmalarının kötüye kullanılmasını engelleme konusunda birtakım tedbirlerin alınmasını da gerekli kılmıştır. OECD’nin otomatik bilgi değişimi ve BEPS uygulamaları ile ABD’nin FATCA bilgi değişim anlaşmaları, kontrol edilen yabancı kurum ve transfer fiyatlandırması uygulamaları, dünya üzerinde çok düşük veya sıfır vergi uygulayan vergi cennetlerine olan ilgiyi de azaltmıştır. Azalan bu ilgiyi kendine yönlendirmek isteyen birçok ülke vergi oranlarında indirim yoluna gitmektedir. 2003 yılından bugüne baktığımızda kurumlar vergisi oranlarının dünya ortalamasında yüzde 30’lardan yüzde 23’lere doğru indiğini görmekteyiz. Ülke bazında baktığımızda da, Trump yönetiminin ABD kurumlar vergisi oranını ciddi oranda indirmeyi planladığını, İngiltere’nin kurumlar vergisi oranını indirmiş olmanın yanı sıra daha da indirmeyi düşündüğünü, Çin’in de aynı şekilde bu rekabette geri kalmamak için önemli indirimlere gittiğini ve bu indirimlerin devam etme trendinde olduğunu biliyoruz. Teknoloji şirketlerinin yatırım yaptığı İrlanda’da bu oran 2006’dan beri yüzde 12,5’tir. Macaristan da vergi oranını yüzde 9’a çekmiştir.
Ülkemize baktığımızda ise ekonomide bir daralmanın yaşandığı bu dönemde yeni yatırımların Türkiye’yi tercih etmesini sağlamak için kurumlar vergisi oranının dünyadaki eğilimlere paralel olarak indirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Ayrıca Kurumlar Vergisi Kanunu’nun tekrar ele alınarak şirketlerin bugünkü ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden gözden geçirilmesinde fayda bulunmaktadır. Özellikle Avrupa ülkelerinde uygulanan mükellefle vergi idaresinin vergi uygulamaları konusunda önden anlaşmaya vararak bunun bir sözleşmeye bağlanması şeklinde tanımlanabilecek “ruling” uygulamasının ülkemizde de yapılacak bir kanuni düzenleme ile hayata geçirilmesinin yabancı sermaye yatırımlarının ülkemize gelmesine olumlu katkı yaratacağına inanıyorum.

Leon Aslan Coşkun

Fortune

Kategoriler
GüncelVergi
Yorum Yok

Yazıya Yorum Yapın

*

*

SON YAZILANLAR