Vergi Hukuku Uyuşmazlığı Vekilliği ve Mali Müşavirlik Mesleği

A – Yargı Ayrılığı (Adli Yargı – İdari Yargı Ayrımı) Kamu hukuku-özel hukuk ayırımının, sınırları kesin olarak belirlenebilir bir ayırım olmadığı ve bu iki kategori arasında geçişkenlikler bulunduğu doğru...

A – Yargı Ayrılığı (Adli Yargı – İdari Yargı Ayrımı)

Kamu hukuku-özel hukuk ayırımının, sınırları kesin olarak belirlenebilir bir ayırım olmadığı ve bu iki kategori arasında geçişkenlikler bulunduğu doğru olsa da, toplumsal olay ve ilişkilerin çözümlenmesi, kamu hukukuna ait farklı bir yaklaşımın varlığını ve yararını kanıtlamaktadır. Bunun temel nedeni, “kamu hukuku bakışı”nın, hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları gibi, bugün için evrensel değere ve yaşamsal öneme sahip olduğu kabul edilen kavramların gelişiminde oynadığı belirleyici roldür.

Gerçekten, kamu hukukunun, konu edindiği “devlet”e ilişkin en önemli sorun, devlet kudretinin/iktidarının sınırlanması ve bireyin özgürlüklerinin devlet karşısında korunması olmuştur. Bu anlamda, insan haklarının olumlulaştırılması ve hukuk devleti ilkesinin yerleştirilmesi, kamu hukukunun (özellikle de idare hukukunun) gelişimiyle koşuttur.

“Hukuk devleti kavramı, varlığını idare hukukunun doğuş ve gelişimine borçludur. Denebilir ki hukuk devletinin tarihi idare hukukunun tarihiyle aynı yaştadır. Hukuk devleti ilkesinin birinci ve en önemli öğesinin idarenin kanuniliği ve yargısal denetiminden oluşması, bu gerçeği ortaya koymaktadır. Bunun nedeni açıktır: idare, devletin, toplumsal ve kişisel yaşama – olumlu ve olumsuz anlamda – en yoğun biçimde müdahale etmek zorunluluğunda olan işlevidir ve bu nedenle kişi hak ve özgürlükleri bakımından şöyle veya böyle tehlikeli sayılabilecek yetkileri de içermektedir. Bu olgu, idarenin hukuk kurallarıyla sınırlanması ve bu sınırlara uyup uymadığının da yargı yoluyla denetlenmesi zorunluluğunu birlikte getirmiştir ki, idare hukukunun temel konusunu da bu husus oluşturmaktadır.(Kaynak:Salih Er ve Özlem Erdem Karahanoğulları ’nın İdari yargıda hakim ve savcıların eğitimi adlı ders notları)

B– İdari Yargıda ve Adli Yarıda Hakimlik Kavramı ve Adalet Mülkün Temelidir Kavramı Çelişkisi

Gerek idari yargı hakimlik mesleği,gerekse adli hakimlik mesleği’nin kaynağı 2802 sayılı Hakimlik Savcılık yasasıdır.

Yasanın 8.maddesi ise adli veya idari hakim olabilmenin şartlarından bahsetmektedir.

Mezkur maddenin (c)bendi ise aşağıdaki gibidir.

c) Adli yargı adayları için; hukuk fakültesinden mezun olmak veya yabancı bir hukuk fakültesini bitirip de Türkiye ‘deki hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarı belgesi almış bulunmak, İdari yargı adayları için, hukuk veya hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren “siyasal bilimler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim yapmış veya bunlara denkliği Milli Eğitim Bakanlığınca kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olmak,” hükmünü koyarak,
Sadece hukuk fakültelerinden mezun olanların değil Siyasal Bilgiler,idari bilimler,iktisat ve maliye bölümlerinden mezun olanlarında idari yargı hakimi olabileceği açık ve seçik belirtilmekte dir.

Buraya kadar her şey adildir.Ancak gel gelelim emekli olunduğun da veya istifa edildiğinde adli yargı hakimi veya hukuk fakültesi mezunu idari yargı hakimi avukatlık yapabilirken,Siyasal,İdari bilimler,iktisat ve maliye mezunu hakimlik görevi süresince hukuk fakültesi mezunu arkadaşı veya meslektaşı ile aynı statüye sahip bir idari yargı hakimi avukatlık yapamamaktadır.

İlk bakışta bu durumun aslında T.C.Anayasasının 10.ve 70. maddesine aykırı olduğu azıcık hukuk bilgisine sahip herkes tarafından tespit edilebilinir.Bende aynı kanaati taşıyorum.

Ancak; Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun ve idari yargı hakimi olarak görev yapan davacının,avukatlık mesleğine kabul için Diyarbakır Barosu Başkanlığı’na yaptığı başvuruya süresinde cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesine ilişkin işlemin iptali istemi ile açtığı davada, Mahkeme, 1136 sayılı avukatlık Kanunu’nun 3. maddesinin (b) bendinde yer alan avukatlığa kabul edilebilmek için hukuk fakültesinden mezun olma şartını arayan hükmün,anayasa’ya aykırılığı savını ciddî bularak iptali için başvurmuştur.Ama ne yazıktır ki 2003/47 karar sayısı ile;

“Anayasa’nın 70. maddesinde, “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmektedir.

Bu madde ile güvence altına alınan kamu hizmetine girme hakkı idare hukuku esaslarına göre devlet memuriyetine girme hakkını ifade etmektedir. Serbest meslek olan avukatlık bu anlamda bir kamu hizmeti değildir. Her ne kadar Avukatlık Yasası’nın 1. maddesi, avukatlığın kamu hizmeti olduğuna işaret ediyor ise de, yasa koyucunun herhangi bir serbest meslek faaliyetini kamu hizmeti olarak tanımlaması onun Anayasa’nın 70. maddesi anlamında bir kamu hizmeti olduğunu göstermez.

Bu nedenle, iptali istenilen kural Anayasa’nın 70. maddesine aykırı değildir.”denilerek reddedilmiştir.

Bu hüküm anlaşılır gibi değildir.Bir yandan 1136 sayılı avukatlık yasasında kamu hizmeti olduğundan bahsediyor.Diğer yandan verilen karar “hayır” kamu hizmeti değildir.diyor.Avrupa insan hakları mahkemesine gidilip gidilmediğini bilmiyorum ama,umarım oraya da gidilmiştir.Sonuç alınır kanaati taşımaktayım.

Yine 5134 sayılı Noterlik kanununun 6.maddesinde değişiklik ile ilgili yasada bahsi geçen 6.maddenin son hali şöyle olmuştur;

“Adlî veya askerî yargı hâkimlik yahut savcılıklarına veyahut hukuk fakültesi mezunu olup, idarî yargı hâkimlik veya savcılıklarına atanmış veya avukat unvanını kazanmış olan veya Avukatlık Kanununa göre staj ve avukatlık sınavı şartlarından bağışıklı olarak avukatlığa kabul olunmaya hak kazanmış bulunanlar, noterlik stajına tâbi değildirler.”hükmü ise hukuk fakültesi mezunu olmayan idari yargı hakim veya savcılarını bu kapsam dışında bırakmaktadır.Bu durumda yine son derece adil olmayan bir durumu ortaya koymaktadır.

Bizim mesleğimize yani Mali müşavirlik mesleğine baktığımız da ise ;aynı bizlerin mezun olduğu bölümlerden mezun olan idari yargı hakim ve savcılarının kapsam dışı kalmalarına benzeyen durumlar aslında bizler için de mevcuttur.Bu yüzdendir ki;gerek meslek yasamızı ve gerekse mesleki mevzuat kapsamımız içinde yer alan kanunların her maddesi didik didik edilip incelenmek zorundadır.

Örnek verecek olursak;

1) 213 sayılı VUK.mükerrer 378.maddesinden yer alan;

“Danıştay ve Vergi Mahkemelerinde yapılacak duruşmalarda, iddia ve savunmanın gerekli kıldığı hallerde, mahkeme vergi davasına konu olan tarhiyatın dayanağı incelemeyi yapmış bulunan inceleme elemanları ile, mükellefin duruşmada hazır bulundurduğu mali müşaviri veya muhasebecisini de dinler.”

Bu hükümde belirtilen mali müşaviri veya muhasebecisini dinler sözcükleri ne demektir?Böyle bir hüküm olabilir mi? Biz şahit miyiz? Taraf mıyız? yoksa mükellefi savunabilecek yegane kişiler miyiz? Şayet son söylediğim ise neden kaçamak hükümlere mahkum ediliyoruz.

Arkadaşlar;Vergi hukuku bizim işimizdir.Avukatlar Vergi hukuku nu bilemezler.Bizim ceza hukukunu bilmediğimiz kadar doğaldır bu durum.Sırf avukatların her zaman sığındığı “hukuk nosyonu” denilen şeyi almadığımızsa sorun,biz onu da halledebilecek zeka ve bilgiye sahip meslek mensuplarıyız.Bir kişiyi Vergi hukukunu ihlal edici bir fiil sebebiyle savunmak hukuk nosyonu almakla değil vergi hukukunu bilmek ve uygulamakla olur.

2) Tarhiyat öncesi uzlaşma yönetmeliğinin 10. maddesinde ise;

“Mükellefin veya resmi vekaletini haiz vekilinin uzlaşma davetiyesinde belirtilen yer, tarih ve saatte toplantıya katılması halinde uzlaşma görüşmelerine başlanır. Mükellef, uzlaşma görüşmelerinde, bağlı olduğu meslek odasından bir temsilci ve 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Kanuna göre kurulan meslek odasından bir meslek mensubu bulundurabilir. Bu kişiler uzlaşma komisyonu toplantısına görüşlerini açıklamak üzere katılabilirler. Uzlaşma ile ilgili tutanaklara imza atamazlar.”Neyse ki 05.01.2008 gün ve 379 sayılı tebliğle en azından tutanaklara ismimiz yazılacak.

Hükmü o kadar canımı acıtıyor ki anlatamam. Bu altı çizili kelime ler bir araya gelmişler ne anlatmak istiyorlar arkadaşlar, üstatlar. Sevinelim mi? Üzülelim mi? Karar veremiyorum. Neymiş efendim;bizden birisi komisyonda bulundurulabilinecekmiş. Görüşlerimizi açıklayacakmışız. Ama tutanaklara imza atamayacakmışız. Yani biz imza atamıyoruz. Sayın avukat buyrun siz atın ve para kazanın diyecekmişiz.

Yoook. Beyler, Bayanlar. Mali Müşavirlik mesleği bu kadar pasifize edilemez. Bizler mesleğimizin, bilgimizin, değerini bilmeliyiz. Bizler hem müşavir hem de birer Vergi avukatıyız. Avukat kelimesi belki bu adı alan meslek örgütünün hoşuna gitmeyebilir. O zaman bizde Vergi hukuku Vekiliyiz deriz. Adli Mali vekiliz deriz. Hatta Vergi temsilcisiyiz deriz.

3) Bir diğer can sıkıcı mevzuu ise asıl beni can evimden vuran,beni içten vuran,3568 sayılı,artık iflasın eşiğine gelmiş meslek yasamızın 5.maddesidir ki;Orada da Avukatlar yani hukuk fakültesi mezunları karşımıza çıkmaktadır.Hem de madde hükmünün en başında. İnanasım gelmiyor. Bu yasayı hazırlayan üstatlarım buna nasıl cevap verdiler.

“Serbest muhasebeci malî müşavir olabilmenin özel şartları

Madde 5 – A) Serbest muhasebeci malî müşavir olabilmek için aşağıdaki özel şartlar aranır.

a) Hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilimler dallarında eğitim veren fakülte ve yüksekokullardan veya denkliği Yükseköğretim Kurumunca…….
Bugün hukukçulara sorduğumuz da bundan hiç bahset mezler.Ama Biz Vergi avukatlığından yada Vergi Hukuku vekilliği mesleğinden bahsettiğimde hemen adaletten,hukuk nosyonundan bahsetmeye başlıyorlar.feryadı figanın bini bir.Ama bizim mesleğimiz dört bir koldan kendilerince kuşatılmış..Biz cılız da olsa ses çıkaramıyoruz.Hani bazen rüyalarımızda kabuslar görürüz de bağırmak isteriz sesimiz çıkmaz.Sonun da ter içinde uyanırız.Oh be rüyaymış deriz.

Elbet bir gün hepimiz uyanacağız.Bu sesi çıkmazlığımız sona erecek amma oh be rüyaymış diyemeyeceğiz.Ah bee gitti güzelim mesleğimiz diyeceğiz.

4) Diğer konu 4884 sayılı Kanun’un 6. Maddesinde yer alan Avukatlık Kanunu ile ilgili olanıdır. Avukatların herhangi bir ticari işletmenin özellikle de gerçek kişilerin faaliyete geçmesinin bildirimi ile ne alâkasının olduğudur. Avukatlara yeni iş alanları mı yaratılmak isteniyor? Avukat vergi dairesine gidip mükellefiyet kaydı mı yaptıracak? İşe Başlama/Bırakma Formlarında bundan sonra Meslek Mensubu’nun yanında bir de Avukat imza yeri mi açılacak? Bundan sonraki adım avukatlarında ticari defterleri tutabilecekleri yönünde mi olacaktır?

Daha, 31 nolu VUK.sirkülerini,4 nolu genel tebliği,mük. 227.maddeyi falan saymayacağım.Bunların hepsi mesleğimizin alanını daraltmayı sağlayacak fırsatlar doğurmaktadırlar.

Sonuç olarak;Bugün ve Bugüne kadar görev yapmış olan tüm temsilcilerimiz maalesef uyumuşlardır.Pek tabiiki bizlerde uyumuşuz dur.Yukarda bahsettiğim konular bizim can damarlarımızı tıkayan hususlardır.Eğer ki bizler Vergi avukatlığı veya benim tabirimle VERGİ HUKUKU VEKİLLİĞİ mesleğini alacaksak ki ben alacağımıza canı gönülden inanıyorum.Bu yasa maddeleri üzerinde çalışmalar yapıp ve derhal mecliste bulunan temsilcilerimize iletip değiştirilmesi yönünde çalışmalara başlamalıyız.İdari yargı hakimlerinin %90 nının bizim mezun olduğumuz bölümlerden mezun olması büyük bir güçtür bizim için.Önceki yazımda da belirttiğim gibi Türmob’un 2007 yılı Vergi raporun da belirttiği hususları desteklememiz ve bunun arkasında durmasını sağlayacak gücü ve desteği vermemiz gerekmektedir.Bakın ilk adım İstanbul odasından geldi.”Adli muhasebecilik.”Bunun devamı Vergi hukuku vekilliğidir.

“Kendisinden sonra gelenleri düşünmeyenler, mesleğinin ve meslektaşlarının yaşama ve büyüme şansını elinden alırlar.”

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Kategoriler
DenetimEkonomiGüncelMuhasebeVergi
Yorum Yok

Yazıya Yorum Yapın

*

*

SON YAZILANLAR