Zarar itfa payının kurumlar vergisine tabi olup olmayacağı sorunu

Dr. Ahmet KAVAK / Yeminli Mali Müşavir Kurumların faaliyetleri sonunca oluşan zararlarını, Türk Ticaret Kanunu ve vergi hukuku açısından ele aldığımızda iki farklı okumamız gerekmektedir. Buna göre, Türk Ticaret Kanunu’na...

Dr. Ahmet KAVAK / Yeminli Mali Müşavir

Kurumların faaliyetleri sonunca oluşan zararlarını, Türk Ticaret Kanunu ve vergi hukuku açısından ele aldığımızda iki farklı okumamız gerekmektedir. Buna göre, Türk Ticaret Kanunu’na göre tek düzen hesap planı çerçevesinde çıkarmış olduğumuz bilonço ve gelir tablosunda yer alan ve hertürlü gelir/hasılat ile her türlü gider arasındaki olumsuz fark olan ticari bilanço zararı, diğeri ise vergi kanunları uyarınca gelir kabul edilmeyen gelir/hasılatın ticari bilanço zararına eklemek ve kanunen kabul edilmeyen giderleri ise ticari bilanço karından indirmek suretile oluşan zararda mali bilonço zararı diyoruz. Ki, bu zararın beyannamede ayrıca gösterilmesi ve oluştuğu yılı takip eden beş yılı aşmaması koşulu ile kurumların zararın oluşumunu takip eden dönemlerde elde edilen kurum kazançlarının vergilendirilmesinde kurum kazancından indirilmesine olanak sağlanmıştır.
Diğer taraftan Türk Ticaret Kanunu’na göre zararın oluşumundan sonraki dönemlerde elde edilen kârın dağıtılabilmesi için öncelikli olarak ticari bilanço zararlarının kapatılması gerekmektedir.
Ayrıca oluşan zararlar sonucunda kurum özsermayenin 2/3’ünün yitirilmiş olması durumda teknik iflas gündemde olacağından, yönetim kurulunun derhal şirket genel kurulunu olağanüstü toplantıya çağırması ve genel kurulunda bu durumu ortadan kaldırmak için ya zararın ortaklarca karşılanması veya sermaye azaltılarak kalan 1/3 sermaye ile faaliyete devamına karar vermesi gerekmektedir.
İşte genel kurulda zararın şirket ortaklarınca ortaklık payları oranında karşılanmasına karar verilmesi ve bu karar uyarınca ortaklar tarafından zarar kapatma bedeli olarak hisselerine isabet eden tutarı ödemeleri halinde 50-60 yıldır hiç bir vergilemeye konu edilmezken, idarenin son zamanlarda verdiği görüşlerde, ödenen zarar karşılama bedellerinin ilgili kurumda öncelikli olarak kurumlar vergisine tabi tutulacağı, diğer taraftan ödenen bu tutarların ödeyen ortaklar yönünden gider olarak dikkate alınamayacağı belirtilmiştir.
Ortaklar tarafından ödenen zarar karşılama bedellerinin kurum kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınmayacağı konusundaki görüşe aynen katıldığımızı ifade ettikten sonra, bu bedelleri alan şirket bünyesinde kurum kazancı sayılarak kurumlar vergisine tabi tutulması gerektiği görüşüne aşağıda belirtmeye çalıştığım üç gerekçe ile katılmak mümkün değildir.
1. Zararların kapatılması için 50-60 yıldan beri ortaklar tarafından ödenen bedeller vergiye tabi tutulmaz iken ve son zamanlarda bu konunda herhangi bir yasal düzenlemede yapılmış olmadığına göre ne değişti de böyle bir vergile öngörülmüştür. Kısaca bu görüşün hiç bir yasal dayanağı bulunmamaktadır.
2. Bilanço esasında ticari kazancın tespitinde dönem sonu özsermaye ile dönem başı öz sermaye arasındaki farka işletmeden çekilen değerlerin ekleneceği ve işletmeye ilave edilen değerlerin ise düşüleceği hükmüne göre, ortaklar tarafından zarar karşılığı olarak konulan bu tutarların indirim olarak dikkate alınacağından zaten bu tutarların vergilendirilmesi mümkün olmayacaktır.
3. Eğer idare zararın ortadan kaldırılması amacıyla ortaklar tarafından sermaye hisseleri oranında ödenen tutarların kurum kazancı sayılarak vergiye tabi tutulması gerektiği yönündeki görüşünde ısrarcı olması ve bunun tabii sonucu olarak vergi incelemelerinde tarhiyata konu edilmesi durumunda, kurumlar önce oluşan zararı, Türk Ticaret Kanunu’ndaki düzenlemeler gereği olarak sermayesini azaltmak suretiyle kapatma yoluna gidecek ve arkasından da zarar kadar sermaye artırmak suretiyle sermayesini eski miktarına getirecektir. Kısaca bu görüşün ısrarı sonucunda uygulamada mükellefler önce zarar kadar sermayelerini azaltıp, daha sonra aynı tutarda (belki de daha fazlası ile) sermaye artırımı yapmak suretiyle vergilendirme sorununu aşmış olacaktır.

Açıklanan nedenlerle idarenin bu konudaki görüşünü değiştirmesinin; yıllardır uygulana gelen pratik çözümün devamını sağlarken, mükelleflerin farklı yollara başvurarak ek mali yük altına girmesi ile zaman israfını ve olası vergi ihtilafları da önlenmiş olacağı kanısındayım.
Kaynak:Dünya Gazetesi
(http://www.dunya.com/zarar-itfa-payinin-kurumlar-vergisine-tabi-olup-olmayacagi-sorunu-152777yy.htm)

Kategoriler
Vergi
Yorum Yok

Yazıya Yorum Yapın

*

*

SON YAZILANLAR

  • KDV Beyannamesi Hazırlarken Bunları Yapmayın

    Değerli okurlar, mesleğe yeni başlayanların KDV beyannamesi hazırlarken özellikli hususlarda sıklıkla yanlışlıklar yaptıkları görülmüştür. Bu nedenle bu hafta, KDV beyannamesi hazırlarken bilinmesi gereken özellikli noktaların neler olduğuna teorik ve...
  • SPK-TMS ve TTK Açısından Borca Batıklık Durumu

    Yeni 6102 sayılı TTK. İle birlikte hem TTK’ya göre ve Vergi Usul Kanununa (VUK) göre hazırlanan bilançolar ve Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına (TFRS) göre hazırlanan bilançolar karşımıza gelmeye başlamıştır....
  • Danimarka’nın ‘sabrı tükendi’: Vergi dairesi kapatılıyor

    Danimarka Başbakanı Lars Løkke Rasmussen dün düzenlediği basın toplantısında 12 yıl önce kurulan Danimarka Vergi Dairesi’nin (Skat) kapatılacağını açıkladı. Rasmussen, kurulduğu günden bu yana skandallarla çalkalanan Danimarka Vergi Dairesi’nin...
  • KDV’de İngiliz modelinin detayları

    Maliye Bakanı Naci Ağbal, KDV uygulamasında yeni bir sistem üzerinde çalıştıklarını, İngiliz modelini değerlendirdiklerini açıklamıştı. Bakan Ağbal’ın açıklamasına göre sistem değişikliğine gidilerek, başta KDV iadesi olmak üzere aksayan yönler...